Önceki Sonraki

Yaratıcılık

24 Şubat 2016 / LİDERLİK

Mart 2007 

Geçen gün genç bir gazeteci hanım “ia orana” isimli Pasifik seyehat kitabı ile ilgili söyleşi yapmaya geldi. Bana ilk sorusu ise ne Pasifik ile ne de kitapla ilgiliydi… Dedi ki « aramızda tartışıp duruyoruz yaratıcılık sizce kurumsal mıdır , bireysel midir ? »… Böyle bir soru beklemiyordum ama elimden geldiğince cevaplamaya çalıştım…

Bence yaratıcılık kişisel bir yetenektir. Bir kurumun, şirketin yaratıcılığı ise o şirket dolayısı ile değil , çalışanlarının yaratıcılığı ile belirlenir diye düşünüyorum.Kurumun yaratıcılığı şüphesiz bunu sağlayan bir çalışma kültürü olduğu için varolabilir. Burada çalışma kültürü , şirketin kültürü en önemli ögedir yoksa şirket kendiliğinden yaratamaz.

İnsanlar yaratıcıdır. Yaratıcı fikirler, çözümler öneriler insan beyninden çıkar. Bunun kimyasal reaksiyonunu veya tıp olarak beyinde nasıl geliştiğini bilmiyorum.Bu alanı devamlı gelişen tıp alanına bırakmayı tercih ederim. Ama ben bir kurumun yaratıcılığa imkan veren ve hatta özendiren kültürü, ortamı nasıl sağlanır bunu bilirim… işte bu yazıda bu konuya kısaca değinmeye , sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Senelerce evvel bir sebepten temasta olduğum « davranış bilimleri enstitüsü » den öğrendiklerime göre ; mağara adamından beri insan tehlike ile karşılaşınca vücutaki kan koruma mekanizması olan adelelere gidiyor. Mağara adamının karşılaştığı tehlikeler içgüdüsel olarak bizlere kadar ulaşmış olması aynı reaksiyonları bizim vermemizi tetikliyor. Bunu aslında günlük yaşamımızda görüyoruz. Kavga etmek üzere tartışan insalarda veya büyük bir tehdit altında kalınca insanın yüzü sapsarı oluyor. Kan çekiliyor, ve adelelere gidiyor.Yani insan kendini fiziki tehdite karşı korumaya hazırlıyor. Beyindeki kan artık minimum seviyelerde kalıyor. Böyle bir durumda insanın yapabileceği en son şey yaratıcılık oluyor.Odaklanma tamamen korunma üzerinde kalıyor.

İşte çalışanlarını baskı ve ağır hiyerarşik yapı içinde onlara söz hakkı vermeden çalıştıran şirketlerde personel sadece söyleneni yaparak kendisini, işini , aşını koruyor.İnsanları kırbaçlıyarak onları işlerinde tehdit altında bırakaran yaklaşım ancak sınırlı neticeler almaya mahkum.Bunun pekçok örneğini herzaman etrafımızda görüyoruz. Zaten ülkemizde hakim çalışma kültürü katı hiyerarşiye ve çalışanlara baskı yaparak neticeye gitme anlayışı ile oluşuyor. Çocukluktan itibaren küçüklere «  sen sus , bilmezsin «  diyen veya gençlerin bazı aykırı görüşleri olduğu zaman değerlendirmeye bile almadan sertçe reddeden yaklaşımı hepimiz görüyoruz ve izliyoruz… bu bize hiç te yabancı değil.

Özet olarak beyinde yaratıcı fikirlere can verecek kanı adelelere akıtarak yaratıcılık sağlayamıyoruz… böylece baskının bir çözüm olmadığı açık.

Peki kanı beyine gönderen , bütün kapasitesi ile yaratıcılığa imkan veren nedir ?.. Bunun cevabı « motivasyon «  yani teşvik. Bunu şirketlerde sağlamak ise hiç te kolay değil… insanlara « hadi motivasyonlu olun » diyerek kestirmeden olamıyor. Bunu gerçekleştirmek için alışkanlıklardan, ezberden ayrılarak apayrı bir çalışma kültürü oluşturmak gerekiyor. Bu ayrı kültür oluşturma ise bütün sancıları ve getirileri ile bir değişim , dönüşüm yönetimi…

Motive olan çalışan bütün odağını işini daha da iyi yapmak üzerine yoğunlaştırdığında , « istek » enerjisini devreye sokar… İsteyerek şirketine, mesleğine, konumuna katkıda bulunmak için kapasitesini en üst noktalarda zorlayarak yaratıcılığını en üst seviyelere çıkartır. O kadarki , sonuçlardan kendisi de , diğer çalışanlar da herkes hayretler içinde kalır. Buradaki anahtar « istek enerjisi »dir. Bu anahtarı sağlamanın yolları ise zorludur. Çaba, özen dikkat ve ilgi ister.

Çalışanlarını motive etmek isteyen kuruluşlar şunları yapmaları gereklidir ;

– insanların katılımını sağlamak. Işlerin daha iyi yapılabilmesi için, vizyonu paylaşarak onların katkılarını aktif bir şekilde yöneterek, değer vererek, dikkate alarak… uygun olanları uygulayarak katılımlarını sağlamak. Bunu onlara göstermek.

– yetki delege ederek , yetkilendirmek. Sadece söyleneni yapan değil, kendileri değerlendirerek karar alabilen , uygulayan konumuna koyarak. Çalışanlara uygun yetkileri verip onları kullanmalarını sağlayarak…

– çalışanlara güvenmek ve onlara bu güveni her fırsatta göstermek…

– yapılan hatayı ölümcül değilse ve tekrarlanmıyor ise hoşgörü göstererek karşılamak. Bundan dolayı aşağılamamak. Hatadan edinilen önemli birikimi leyhte bir unsur olarak değerlendirmek.

– yapılan iyi işlere « teşekkür «  etmek… takdir etmek. Bunu esirgememek. Hatta teşekkürü diğer çalışanlar arasında yaparak diğerlerine de örnek olmasını sağlamak.

– çalışanlara etkin eğitim verilmesini sağlamak. Onlara yapılan yatırımın değerli olduğunu göstererek, kişisel becerilerinin geliştirilmesine verilen önemi belirtmek…

– kazanılan başarıları paylaşmak. Kazanılan şan, ün ve prestiji çalışanlara katkıları ile orantılı mal etmek…

– başarısızlıkların yükünü beraberce paylaşabilmek ve bunu hissettirmek.

– yapılan katkılar ile orantılı, olanaklar içinde adil maddi olanaklar sağlamak…

-değer verildiğini göstermek ve bunun yapmacık olmadığını, gerçek olduğunu hissettirmek..

Sonuçta motive olan ekip üyeleri « istek »le öyle başarılara ve sonuçlara ulaştırıyorlarki başta planladığınız, öngördüğünüz hedefleri misli ile aşabiliyorsunuz… Bu anlattıklarım sanki kitap sayfalarından alınmış gibi gelebilir. Hiç öyle değil… Örnek olarak verebileceğim Garanti’de inanılmaz başarılara böyle imza atıldı… imza atılmaya devam ediliyor. « Dünyanın en iyi bankası », Financial Times araştırmasına göre « Türkiye’nin en saygın kuruluşu » seçilen Garanti işte böyle motive çalışanları ile bu zirvelere ulaştı.

Geçen gün Capital Dergisinin bir yemeğinde aynı masayı paylaştığımız ve evvelce tanışmadığımız yönetim gurusu Donald Sull gelişmekte olan ekonomilerde yaptığı güncel araştırmalardan bahsederken Brezilya’da , Rusya’da, Çin’de, Hindistan’da ve ülkemizde küresel rekabete en hazır kuruluşları sayıyordu. Ülkemizde küresel rekabete hazır sadece bir kuruluşun olduğunu söylediğinde hepimiz merak ettik kim diye… » Garanti » dedi…

İşte motivasyonun, yüreklendirmenin ve müthiş bir kültür yaratıp yaşatmanın sağladığı yaratıcılıkla ulaşılan zirve…

Yorum Bırakın

Go Up