Önceki Sonraki

Patagonya….. Şili – Sanki Başka Bir Planet

24 Mart 2017 / SEHAYAT

Bir doğa aşığı olarak dünyanın sonu denilen Patagonya’yı hep merak etmişimdir… Çok uzaklarda olması, zorlu iklim koşulları, ulaşılmasındaki zorluklar  gibi nedenlerle bu seyahati yapamamıştım.

2017 Şubat ayı ortasında eşim Gülin’i zor da olsa ikna ettim ve oğlum Yavuz ile birlikte, üçümüz Patagonya programı yaptık… “Fin del Mondo” yani dünyanın sonuna gitmeye ve orada hiking, doğa yürüyüşleri yapmaya karar verdik.

patagonya-1

Muhteşem Küre dağlarında yürüyüş için almış olduğum özel Asolo botlarımız ve karbon yürüyüş batonlarımız, özel rüzgar kesici patagonya marka ceketlerimiz… smart wool yünden yapılmış çoraplarımız ve İstanbul’dan getirdiğim ıslanmayan, suyu çekmeyen pantolonumuzla tüm malzemelerimiz hazırdı.

Kendimize uygun bir sırt çantası edindik, ayrıca yumuşak, hafif, esnek, becerikli ve akıllı seyahat çantası aldık… ve uzun yürüyüşler yaparak, spor salonunda özel fitness çalışmaları ile kendimizi hazırladık…

Patagonya iki ülke topraklarından oluşuyor… Şili ve Arjantin… Ben bu yazımda Şili kısmını kaleme aldım, bir sonraki yazıda da Arjantin’i anlatacağım…

İlk durak Şili’nin başkenti Santiago’ya uçtuk… Orada Anthony Bourdain’in programlarında gördüğümüz halk arasında çok popüler olan sıradan bir köşe kafeye gittik… Fuente Alemana …Providentia Bölgesi’nde büyük bir otel yanındaki bu kafeye girince , içeride  kare biçimindeki bankoya dizilmiş oturan müşteriler gördük.  Biz de oturduk. Altmış, yetmiş yaşlarinda yedi hanımefendi üniformalari içinde, makyajlı ve tertemiz olarak sipariş verilen yiyecekleri pişirip servis ediyorlar. Ortada altında devamli ateş yanan saç ocaklar, yanında özel sos içinde pişmekte olan etlerin yer aldığı kare biçiminde tencereler… Ayrıca içecekleri ve birayı idare eden beyaz önlüklü erkek garsonlar … Anthony Bourdain’in siparişinin aynısını verdik…. Bizim yetmiş yaşlarındaki hanımefendi garsonumuz büyük titizlikle yiyecekleri önümüzde pişirdi, hazırlayıp bize sundu. Özel ekmek arasında etler ve baharattan oluşan yiyeceklerimiz inanılmaz lezzetliydi.

Patagonya’da Punta Arenas’a uçmaya hazırdık…Macellan Boğazı’nda yer alan  Punta Arenas, deniz kenarında şirin bir yerleşim yeri. Punta Arenas havaalanına varınca orada kalmayarak bir araba  ile Torres Del Paine doğal parkına geçtik. Beş saat süren yolculuk genellikle  step olan bir bölgeden geçiyor. Step’ten oluşan geniş alanları geçerken dikkatimizi ilk çeken şey doğanın coşkulu renkleri ve gök oldu. Puerto Natales üzerinden süren bu yolculuğumuzda hemen vahşi hayvanları da görmeye başladık… Guanaco ve ilk defa gördüğüm Rhea şaşırtıcıydı. Guanaco’yu Peru’da görmüştüm, ama sonraki günlerde anladımki bu hayvanlar geniş Patagonya bölgesinde çok yaygın. Ancak Rhea ile ilk tanışmam oldu. Devekuşunun küçüğü gibi duran ama başka bir familyadan olan ot obur bir hayvan…

patagonya-2

Önce asfalt olarak başlayan karayolu sonra doğal park içine girince, toprak stabilize yola dönüştü. Çok seyrek gelip geçen olduğu icin trafik çok rahattı.

Muhteşem Torres Del Paine’e vardığımızda bizi dehşete düşüren bir güzellikler ile karşılaştık. Önce dört müthiş dik kule gibi dağ zirvesinden oluşan silsile arasında son buzul çağından kalan buzullar… masmavi bir gök… önümüzde buzul ve karlardan beslenen Lake Pehoe !… Muhteşem güzelliğe insan bakmaya doyamiyor. Bu güzel manzaraya tam karşıdan bakan bir yerde yer alan Explora grubuna ait Hotel Salto Chico’ya yerleştik.

Ünlü mimar Jose Cruz Ovalle bu otelin  mimari tasarımı ile  ödüller almış … Tamamen ahşaptan yapılmış , iki katlı uzunca bir yapı… Bizdeki gibi güzel doğanın ortasına sekiz katlı beton yapı kondurulmamış…Bölgenin doğal ağacı olan Lenga’dan yapılmış otelin her odası Torres Del Paine manzarasını görüyor. Otelin önünde buzul gölü var ve hemen devamında nefis bir şelale yer alıyor. Bölgede 8000 yıldır yaşadıkları tahmin edilen Tehuelches yerlilerinin dilinde “paine ” gök mavisi demekmiş… adını oradan almış.

patagonya-3

Biz dört gün boyunca her akşam  kılavuz önderliğinde oluşan beş- altı kişilik gruplar halinde ” hiking”, doğa yürüyüşlerine katıldık. Günlük iki yürüyüş etkinliğine katılıp toplam yaklaşık 12 km yürüdük… Orta derece zorluktaki inişli çıkışlı Mirador Condor, Mirador Sierra del Toro, Glacier Grey, Aonikenk, Sarmiento, Lago Grey yürüyüşlerini başarı ile aksamadan tamamladık… bu doğa yürüyüşleri arazide olduğu için inişli çıkışlı… Yokuşlu ve kayalar, taşlar üstünden dikkatle geçilerek yapılıyor…  Bu dönem içinde görülmesi çok zor olan iki tane  puma, pek çok And Dağları,  Akbabası ünlü Condor, kartal, şahin, doğan, guanaco, rhea,  gördük… “Grey ” buzullarına giderek, buzulun dibine kadar girdik. Buzul üstünde yürümek için yaşam sigortası nedeniyle 65 yaş sınırı olduğundan, benim yüzümden buzulda yürümeyi yapamadık. Böylece bana yaşımı da hatırlatmış oldular.

Patagonya denince renk, açıklık, muhteşem bir doğa, tertemiz hava, vahşi yaşam ile içiçe güzellikler geliyor insanın aklına… yeni bitkiler öğrendim… Calafate!… Bir böğürtlen veya yaban mersinine benzemesine rağmen lezzeti çok farklı, çok güzel bir meyve… Marmeladı çok lezzetli…

Yürüyüş sporu yapmaktan, eğimli yokuşları, yarları çıkıp inmekten yorgun akşam otele dönünce şahane banyo ve dinlenme… ve sonrasında tabiiki Şili’nin ünlü Carmenere üzümünden yapılmış reserve şarapları ile Patagonya’yı taçlandırarak seyahatimizin bu ilk aşamasını tamamladık.

Şili’liler çok konuksever ve barışçıl insanlar. “Outdoor” yaşam onların yaşamının bir parçası. Şili Patagonyası gerçekten çok etkileyici… doğa severlere tavsiye ediyorum. Şili genellikle ucuz bir ülke, özellikle Türkiye’den sonra… bütün mesele oraya kadar gidebilmekte… Torres del Paine doğa parkı mutlaka görülmesi gereken bir yer…

Yorum Bırakın

Go Up