Önceki Sonraki

Şanslıyız… Ama Dikkat!…

24 Şubat 2016 / SÜRDÜREBİLİRLİK

2012

Başkanı olduğum WWF Türkiye şöyle diyor:

“Dünyadaki yaşamın sürmesinde biyolojik çeşitlilik başrolü oynar. Birleşmiş Milletler, 2010 yılını Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı ilan etti. Tüm dünyadaki insanlar, bu yeri doldurulamaz doğal zenginliği korumak ve biyolojik çeşitlilik kaybını azaltmak için çaba sarf ediyor…

Biyolojik çeşitlilik demek; yaşam, dünya, bütün yerkürede hayatın çeşitliliği demek. Bugün dünya üzerinde bulunan biyolojik çeşitlilik, dört milyar yıllık evrimin sonucu olan milyonlarca biyolojik türü içeriyor. Ancak, dünya giderek artan bir hızla türlerini ve onların yaşam alanlarını kaybediyor.

İnsan sağlığı, en önemli ihtiyaçlarımızı karşılayan ekosistemlerin sağlığına sıkı sıkıya bağlıdır. Biyolojik çeşitlilik ailelerin, toplulukların, ulusların ve gelecek nesillerin dayandığı kaynaktır. Biyolojik çeşitlilik; her birinin belirli bir rol oynadığı tüm organizmaları, birbirine bağımlı ekosistemler halinde birleştiren bağdır.

BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK YAŞAMIN AĞIDIR…

Ancak, hâlihazırda gezegenin karşılayabildiğinden % 25 daha fazla doğal kaynak tüketiyoruz. Bunun sonucunda, türler, habitatlar ve yerel topluluklar doğrudan baskı ve tehditlerle karşı karşıya kalıyor. Biyolojik çeşitliliğin azalması; gelecekte milyonlarca insanın hastalık ve zararlılara dayanıksız gıda kaynaklarına, yetersiz ve düzensiz içme suyuna sahip olmasına neden olacaktır.

İnsanoğlu yaklaşık 100 bin yıldan beri Anadolu’da yaşıyor. Üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemiz; coşkulu akarsuları, karlı zirveleri, yeşilin her tonunun kaynaştığı ormanları, derin vadileri, bir kıtada görülebilecek kadar farklı iklimleriyle adeta bir cennet…Ülkemizin göç yolları üzerinde olması, kısa mesafelerde değişik iklim koşullarının bulunması ve Anadolu’nun farklı yörelerindeki yaşam alanlarının gösterdiği çeşitlilik çok sayıda bitki ve hayvan türünün yaşamasına olanak tanıyor. Türkiye’de yaşayan insanlar olarak bizler; ovalarımızı, vadilerimizi, nehirlerimizi, bozkırlarımızı, dağlarımızı, ormanlarımızı, göllerimizi, yaylalarımızı ve denizlerimizi 132 memeli, 456 kuş, 10.000 bitki, 125 sürüngen , 364 kelebek ve 405 balık türüyle paylaşıyoruz. Avrupa Kıtası’ndaki bitki türlerinin toplamı 12.000 iken, Türkiye yaklaşık 10.000 bitki türüne ev sahipliği yapıyor. Üstelik bitki türlerimizin üçte biri endemik, yani yalnızca ülkemizde doğal olarak yetişiyor. Ayrıca Anadolu; birçok bitki ve hayvan türünün binlerce yıl öncesine giden tarihiyle gen merkezi. Örneğin; badem, kayısı, buğday, nohut, mercimek, incir, lâle, çiğdem vb. bitkilerin anavatanı Anadolu toprakları. Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye, su altı çeşitliliği açısından da şanslı. Ülkemiz sularını mesken tutan deniz canlılarının gösterdiği geniş yelpaze, özellikle Akdeniz’de göze çarpıyor. Tüm Avrupa’da 190 memeli türü bulunurken ülkemizde 132 memeli türü yaşıyor. Önemli kuş göç yollarına sahip olan ülkemiz, tüm dünyada bulunan 9000 kuş türünden 456’sına ev sahipliği yapıyor.

ANCAK DOĞAMIZ TEHDİT ALTINDA…

Üstün değerlerine ve yararlarına rağmen, bu zengin biyolojik çeşitliliğimiz, bozulma, azalma ve yok olma sürecine girdi. Bu sürecinin başlıca nedenleri arasında hızlı nüfus artışı, doğal kaynakların sürdürülebilir olmayan kullanım biçimleri ve toprak erozyonu yer alıyor.

Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN) 2008 Kırmızı Listesi’nde; Türkiye’de küresel ölçekte tehlike altındaki tür ve alttür sayısı 134… Son 30-40 yılda, Türkiye’deki pek çok habitat çeşidi, geri dönülemez biçimde tahrip edildi.

Türkiye’de ormanlar hiç olmadığı kadar büyük bir tehdit altında. Ülkemizin yüzölçümünün dörtte biri ormanlarla kaplı olsa da, ormanlarımız son 50 yıl içerisinde yarı yarıya azaldı. Doğu Karadeniz ormanlarının %88’i zarar gördü. Türkiye son 40 yıl içinde sulak alanlarının yarısını kaybetti. Batı Karadeniz bölümündeki kıyı kumullarının her sekiz bitkiden biri, neslinin tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıya. Türkiye, çok sayıda bitki türünün tehlikede olduğu 10 ülke arasında dördüncü sırada. Ülkemizin sularındaki balık stokları azalıyor. Türkiye’de tehdit altında bulunan ve korunması gereken 39 deniz canlısı bulunuyor. Tahribat oluşturacak şekilde yayılan ikinci konutlar, turistik tesisler, otoyollar, kum çıkarımı gibi faaliyetler kıyılarımızı sonu gelmez bir bozulma sürecine sokuyor. Deniz kaplumbağaları için yaşamsal olan yuvalama kumsallarının %64’ü bozuldu. Ülkemizin can damarları olan akarsular, evsel ve sanayi kaynaklı atıklar, giderek yayılan HES projeleri, kaçak kum alımları ve madencilik nedeniyle alarm verecek kadar sağlıksız durumda.

İnsan faaliyetleri kaygı verici bir hızla, biyolojik çeşitliliğin kaybına neden oluyor. Bunun sonucunda, dünyanın sağladığı çevresel hizmetlerin yaklaşık üçte ikisi tehdit altında. Bu durum, gıda güvenliğinin ve içme suyuna erişimin azalmasına, gelirlerin düşmesine, doğal afetlerden korunmanın güçleşmesine ve insan sağlığının bozulmasına yol açıyor.

Kırsal bölgelerde yaşayan yoksul insanlar, ekosistemin sağladığı mal ve hizmetlere, beslenme, sağlık ve geçim açısından diğer kesimlere göre çok daha fazla bağlılar. Bu yüzden, çok daha büyük zarar görüyorlar. Buna karşın ülkemizin kalkınma stratejileri, politikaları ve programları doğanın korunmasının uzun vadeli kalkınma hedeflerine ulaşmada taşıdığı önemi göz ardı ediyor.

Biyolojik çeşitliliğin insan yaşamı için anlamının ve değerinin anlaşılması… Anadolu’da geleneksel yaşam biçimleriyle iç içe geçen, ancak kaybolmaya yüz tutan doğal değerlerin korunması… ve özellikle kırsal bölgelerde yaşayanların doğadan sürdürülebilir yararlanma biçimlerini benimseyerek yaşam standartlarını iyileştirmesi gerekiyor…”

Yorum Bırakın

Go Up